Giriş

Giriş: Hakikate Dair

Ahmet Köse · Kırk Hadis

HAKİKATE DAİR

Tüm boyutları ve sayısız türleriyle evren (buna “Varlık/Vücud” da diyebiliriz), Allah ilminde Esmâ’sı ile işaret edilen (kendini tanımladığı) kemâl vasıfların açığa çıkış seyri için meydana gelmiş bir varsayımdır.

“İnsan-ı Kâmil” kitabının yazarı Seyyid Abdülkerîm Ceylî (k.s.) Hz.lerinin ifadesiyle “varlık, vehim nurundan yaratılmıştır”.

Varlık, tıpkı bir imgenin meçhul frekanslarının hologram plakası üzerine kaydedilmiş girişim deseni misali, Allah ilminde ilmî suretler halinde mevcuttur.

Nasıl ki bir hologram plakasında dalga girişim deseni olarak mevcut olan imgenin o plakada tanımlanabilecek bir biçimi ve yeri yoksa (imgenin bilgisi dalga formunda bütüne yayılmışsa), aynı şekilde bir frekans okyanusu olan evren, Allah ilminde holografik tekil bilgidir.

İsmi Allah olan Vahidü’l-Ahad (sayısal çokluk kabul etmez TEK) Esmâ’sı ile işaret edilen kemâl vasıflarını ilminde nasıl seyretmeyi dilemişse, duhân (duman) halindeki Semâ’ya kuantsal boyuta- murad ettiği Esmâ’nın seyrini mümkün kılacak formasyonu vermiştir. (Not: Biyolojik yapıların DNA’larında tespit ettiğimiz genetik kodlar, aslında o yapıların Allah ilmindeki formasyonlarının beş duyu algılamanın zihnimizde meydana getirdiği imgesidir.)

Allah ilmindeki bu formasyon, tüm boyutları ve sayısız türleriyle evrenin bilgi boyutudur.

Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin mecazda: “Muhakkak ki Allah’ın yarattığı ilk şey Kalem’dir... Sonra Nun’u yarattı; o (Nun) divittir... Sonra ona (Kalem’e) dedi ki: “Yaz!”... (Kalem) dedi ki: “Ne yazayım?”... “Amel, rızık, eser ve ecel’den olan ve olacakları yaz” dedi... O da kıyamet gününe kadar olmuş ve olacakları yazdı...” şeklinde dillendirdiğidir.

Dindeki tabiriyle Levh-i Mahfuz’dur.

Günümüz ifadesiyle kuantum potansiyeldir...

Burada evren, bir hologram plakası üzerindeki dalga girişim deseni halinde mevcuttur.

Uzay ve zamanın fevkinde olan kuantum potansiyelde boyutsallık kavramı yoktur.

Allah ilminde Esmâ’sının açığa çıkış seyri için tasarlanmış ilk hayaldir; yani Tecellî-i Vâhid’dir.

Hayat kaynağı olması itibariyle “Ruh-u Â’zam”; Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin Risâletinin hakikati olması itibariyle “Hakîkat-i Muhammedî”; ilmi itibariyle “Aklı Evvel” denmiştir.

İnsan-ı Kâmil, Ruh adlı Melek, Kalem-i Âlâ, Nurların NURU, Ümmü’l-Kitap, Nokta gibi ifadeler, hep bu öz cevherin değişik özelliklerine işaret etmektedir.

Allah ilminde tasarlanmış holografik tekil bilgi olması itibariyle NOKTA denmiştir.

NOKTA, Allâh ilmidir (!)... ilminde ilmiyle seyrettiği.

Allah ismiyle açıklanan Vahidü’l-Ahad’ın Rubûbiyet hükmü (Esmâ’nın terkip hükmüyle açığa çıkışı) -min emri Rabbi- olduğundan RUH denmiştir...

Allah ilmindeki bu holografik varlık yazgısı, tetikleme sistemiyle potansiyelden kuvveye dönüşerek ikinci hayal de diyebileceğimiz kozmik elektromanyetik açılım planı, yani tecellî-i sani meydana gelmiştir. Tasavvufî tabiriyle melekût âlemidir veya kuvveler boyutudur.

Kozmik elektromanyetik açılım planı, en düşük frekanslı dalgalardan en yüksek frekanslı dalgalara kadar uzanan, bize göre uçsuz bucaksız bir frekans okyanusudur.

Kozmik planda tüm boyutları ve birimleriyle evren, dalga dönüştürücü frekans grupları halinde mevcuttur.

Kozmik planda, dalga mekaniği ile her bir frekans grubunun kendi içinde oluşturduğu hayal dünyaları, kuantum potansiyelden yansıttıklarıdır.

Kozmik planda insan beyni ise, her bir nöronun farklı bir frekansta titreştiği bir frekans yumağıdır. Beyin, en düşük frekanstan en yüksek frekansa kadar uzanan sonsuz bir açılım kapasitesine sahip olduğundan, kuantum potansiyelin en kapsamlı yansıma ve kavrama mahallidir.

Bundan dolayı insan “Halîfe” vasfını almış ve ona “Eşref-i Mahlûk” denmiştir.

“Sonra Âdem’e (Esmâ’nın programlanışı, Esmâ bileşiminin açığa çıkışıyla yoktan var edilene) bütün Esmâ’yı (Esmâü’l-Hüsnâ’sının anlamlarını açığa çıkarmayı ve kavramayı) talim etti (programladı).” (Kur’ân Çözümü, Bakara Sûresi 31)

Beden ve beş duyu kaynaklı veriler, insan açısından düşük frekanslı dalga türleri olup, dünyevî varlığıyla ilgilidir.

Epifizden beyne geçiş yapan yüksek frekanslar ise beyinsel faaliyetleri artırıp algıda derinlik ve genişlik meydana getirmek suretiyle kişinin kendini evrensel boyutlarda tanımasını sağlar.

İnsanın bedeni ve dünyadaki varlığı geçicidir; evrensellik yanı ise mutlak ve ebedîdir...

Keza hakikat ehlinden (Rasuller, Nebîler ve Velîlerden) bizlere ulaşan bilgiler dahî, epifizden beyinlerine geçiş yapan yüksek frekansların, beyin performansını üst düzeye çekerek holografik evren gerçeğiyle iletişimlerinden kendilerine açılanların bizlere aktarımıdır.

Hakikat ehlinden bizlere ulaşan bilgi, öncelikle ölüm ötesi yaşamın tehlikelerine karşı korunmamız ve ölüm ötesinde ebedî saadete ermemiz için dünyada bilmemiz ve yapmamız gereken çalışmalarla ilgilidir.

Bunun yanı sıra Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin: “Allah ahlâkıyla ahlâklanın” diye işaret ettiği, bedensel varlık sanısından arınıp evrensel açıdan kendimizi tanıyarak Allah’ı bilmenin tarifi mümkün olmayan cennet üstü yaşama geçmemizle ilgilidir.

NEDEN EVRENSEL

Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki bir tam dönüşü 24 saat olarak tespit edilmiş ve buna bir gün denilmiştir. Yine Dünya’nın Güneş çevresindeki bir turu 365 gün olduğu tespit edilerek bir yıl olarak belirlenmiş ve buna kısaca Milâdî Takvim denmiştir.

Hicrî Takvim ise gökteki Ay’ın yeni aydan yeni aya gelmesiyle bir ay, bunu 12 kez tekrarlamasından oluşan 354 günlük süre ise bir yıl olarak tespit edilerek belirlenmiştir.

Evet, beyni bedenin kesitsel algılama organlarıyla (beş duyu) sınırlı çalışan insan açısından zaman bu şekilde akıp gitmekte olduğu varsayılmaktadır.

Zamanın izafî olduğunu anlayan bazı keskin zekâlar: “Zaman yoktur, an vardır. İnsan anda yaşar. Ânını değerlendirmek esastır. Dolayısıyla geçmiş veya geleceği düşünerek ânını yaşamaktan mahrum olma...” diyerek, farklı zaman süreçlerini yaşadıkları göresel anda eritmeye çalışarak bunun sefasını sürmeye vermişler kendilerini.

Tabi bu ara milâdî takvime göre belirlenmiş olan doğum günlerini, yılbaşını, anneler, babalar ya da sevgililer gibi, insanların hayal ve kuruntularına göre varsaydıkları günleri de kutlamaktan geri kalmamışlar.

Astrolojik kaynaklarda, gökteki gezegen ve yıldızların birbirlerine göre farklı mekân ve zamana dayalı hareketleri ve oluşturdukları açılarla geleceğini nasıl etkileyeceği hakkında bilgi ararken, “anını yaşa” diyerek nasıl bir çelişki içine düştüklerinin hiç farkında değiller.

Bedenindeki bir hücrenin bir kaç günlük ömrüne kıyasla, ortalama 80 yıllık ömre sahip olan insan(!), aynı gezegende yaşayan cinlere göre onda birlik bir ömrü varken; bize göre 4,6 milyar yaşında olan Dünya isimli gezegenimiz ve üyesi olduğu Güneş sistemi indinde insan ömrünün 1 saniye kadar değeri yoktur.

Hızı saatte 450 km ulaşan arabayla adrenalini tavan yapıp, zamana karşı yarıştığını (zamanı kısalttığını) sanırken insan; Güneş etrafında saatte 108bin km hızla dönen Dünya, zamanı neye göre kısaltmaktadır?!

365 gün sayarak bir yılı tamamlamanın mutluluğunu kutlayan ve yeni bir yıla yeni dileklerle girerken insan; Galaksi etrafındaki bir turunu 255 milyon yılda tamamlayan Güneş, kendince yeni bir yıla girmektedir.

Allah indinden olan Kur’ân açısından insanın dünyadaki bedenli yaşamına dayalı geçirdiği ortalama 80 yıllık ömrü, ölümle birlikte geçeceği BERZAH yaşamı (ölümle birlikte ruhanî algılamaya dayalı kıyamete kadar sürecek yaşam boyutu) içindeki değeri “aşiyyen” (güneşin batıp kırmızılığının kaybolmasıyla mutlak karanlığın gelmesi arasındaki süre kadar) diye tarif edilmektedir... Bilimsel verilere göre ortalama 8 saniye!

“Muhakkak ki Rabbinizin indinde bir gün, size göre bin yıl gibidir!” (Kurân Çözümü, Hac Sûresi 47)

Bilinci beden kayıtları (beş duyu algılamanın oluşturduğu koza dünyası) dışına çıkmamış olan bir insan için BERZAH’ta yaşam, zaman hiç bitmek ve geçmek bilmeyecek kadar uzayarak eziyet ve ızdıraba dönüşecektir (hadi orada da keskin zekânızı kullanarak ânınızı yaşamaktan gem vurun bakalım).

PEKİ YA GALAKTİK BOYUTLARDAKİ ZAMAN?!

İsterseniz oralara girip boş yere zihnimizi yormayalım. Zira insan hafsalasının o devasa boyutları alması mümkün değil.

Ya da ilmiyle ilmini ilminde seyretmek için tüm boyutları ve sayısız türleriyle evreni holografik esasa göre bir NOKTA tekilliğinde var eden Allah indinde zaman ve mekânın yerini tayin edebilirseniz buyurun edin.

İsmi Allah olan Vahidü’l-Ahad’ın (sayısal çokluk kabul etmez TEK’in) ilminde Esmâ’sı ile işaret edilen (kendini tanımladığı) kemâl vasıfların seyri için holografik esasa göre bir nokta tekilliğinde var ettiği evren, tüm boyutları ve varlıklarıyla her an yeni bir şan alarak bir önceki halin sonuçlarına göre yok olup, yeniden var olmaktadır.

Evrensel planda her bir şeyin bir an içinde var olup sonra yeniden yok olması, Allah indinde bir AN (El-Yevm)... Ki o bir AN içinde, evren içre her bir şey kendi bakış açısına göre diğerini değerlendirerek hayal dünyasında, kendine göre bir zaman-mekân algısı içinde yaşar!

El-Yevm... Öyle bir AN ki bize göre saniyeler, dakikalar veya günler olarak tespit ettiğimiz mikroorganizmaların ömründen tut; astronomik boyutlardaki yıldız ve gezegenlerin milyonlarca veya milyarlarca süren ömrüne kadar; evrenin her bir katman ve boyutunu ilmiyle kapsayanın indindeki her bir şey, belirli bir sisteme dayalı olarak bir an içinde ilmin karanlığından varlığın aydınlığına çıkıp, kendine izafî bir zaman-mekân deneyimi ile vücud bulmakta (var algılanmakta), sonra tekrar ilmin karanlığında aslı olan yokluğa dönmektedir.

Nerede Allah indindeki AN kavramı?!

Nerede Allah Esmâ’sının evrensel açılımını değerlendirmekten aciz, bazı keskin zekâlıların beş duyu kozaları olan hayal dünyalarında vehmettikleri ve “an” ismiyle tarif ettikleri görece farkındalık süreçleri?!

KUANTUM FİZİĞİNİN TEMELLERİNİ OLUŞTURAN Einstein’ın özel ve genel İzafiyet Teorisi’ni açıklamasının üzerinden bir YÜZYIL(!) geçti...

E =mc2 formülü bir yandan evrenin enerji boyutundaki bütünlüğüne işaret ederken, diğer yandan enerjinin farklı frekanslardaki titreşimlerinin, bireysel zaman-mekân deneyimini oluşturmakta olduğunu anlatır.

İşte bizim “anda var ol... ânını yaşa...” dediğimiz bu bireye özgü deneyim süreçleridir aslında.

Bedenin kesitsel algılama araçlarına (beş duyuya) dayalı görece farkındalık süreci içinde anına yoğunlaşarak, kişinin kendini geçmişin takıntılarından ve geleceğin kaygılarından kurtarması, dünyada sağlıklı bir yaşam sürmesi açısından elbette önemlidir.

Bundan daha önemlisi, kişinin bu bedensel algılamaya dayalı görece farkındalık sürecini (dünya yaşamını), ebediyeti kazandıracak verilere dayalı olarak değerlendirmesidir! Zira ölümsüz olan insan, dünya yaşamında kendisinden açığa çıkan düşünce ve fiilleriyle oluşturduğu ruh ile (bilinç varlık olan insanı taşıyacak, beynin belirli frekanstaki dalgalarından oluşan ölümsüz bedeniyle) holografik tekil bilgide boyutlar değiştirip, o boyutların bedenlerine dönüşerek sonsuzluk içinde yerini alacaktır.

“Mutlaka siz, boyutlar değiştirerek o boyutların uygun bedenlerine dönüşeceksiniz!” (Kur’ân Çözümü, İnşikak Sûresi 19)

Ânımızı şu dünyada kalacağımız sürece dayalı olarak değerlendirdiğimiz takdirde, belki sağlıklı ve huzurlu bir ömür geçirmiş olacağız. Ne var ki biyolojik bedenin ölümünden sonra ruhanî algılama sistemiyle devam edecek yaşam açısından bunun zararı hadde ve hesaba gelmeyecek kadar büyük ve telafisi imkânsız olacaktır.

Bundan dolayı biz bedensel algılamaya dayalı görece farkındalık sürecinde ânımıza yoğunlaşarak, geçmişin takıntılarından ve geleceğin endişelerinden sıyrılırken; ânımızı ölüm sonrasında ruhanî algılamanın oluşturacağı yaşamımıza fayda sağlayacak düşünce ve fiillerle değerlendirmemiz, bizi ebedî mutlu kılacaktır.

İnsanın dünyada yapacağı en akıllı iş, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Allah ismiyle açıkladığı Vahidü’l Ahad’ın (sayısal çokluk kabul etmez TEK’in) Esmâ’sı ile işaret edilen (kendini tanımladığı) kemâl vasıfların açığa çıkış sistemi ve düzeni bilgisini, geçici bedensel kimliğinin izafî zaman anlayışına göre değil, hakiki kimliğinin zaman birimi olan EVRENSEL açıdan kavraması ya da bunu bildiren Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Risâletine iman etmesi ve gereklerine göre yaşamını sürdürmesidir.

D. Chopra, Osho veya Eckhart Tolle gibi spritüelleri takip ederken ve kişisel gelişim kitaplarını okurken, Kur’ân ve Rasulullah açıklamalarındaki gerçeklerden uzaklaşmamaya dikkat etmeliyiz. Zira ölümle geçilecek, geri dönüşü ve telafisi mümkün olmayan, pişmanlıkların da fayda vermeyeceği yeni yaşam boyutunda insan sadece dünyada edindiği kazanımlarının getirisini yaşayacaktır.